Bir kapının sesi: Nora Helmer, Henrik Ibsen ve çalınmış bir son — Kapıyı Çarpan

ZAMAN TÜNELİ · I. CİLT · SAHNE 8/20
Kapıyı Çarpan
Sekizinci Sahne — Mahkeme
Bir sahne metninin sonunu kim değiştirir: yazar mı, piyasa mı?
1,563 kelime · ≈ 8 dk okuma ·
Kurmaca sahneBelgeli alıntıKaynak notlu
Gece vakti loş bir giriş holü: ağır ahşap kapı aralık, aralıktan yere altın rengi bir ışık şeridi düşüyor, ötesi büsbütün karanlık. Yerde devrilmiş kırık bir mürekkep hokkası, mürekkep tahtaların arasına yayılmış, yanında eğilmiş bir tüy kalem. Duvarda içi boş bir takvim çerçevesi, solda üstünde kırmızı bir şal asılı duran bir portmanto, sağda yanan bir petrol lambası.
Levha VIII — Kapıyı Çarpan. Kapı aralık, hokka kırık, takvim boş. Bu gece sonun sahibi yoktu; yalnızca sesin bir sahibi vardı.
Okura not (yöntem). Bu bölüm bir hayalî sahnedir: buradaki karşılaşmalar ve konuşmalar yaşanmamıştır. Anlatıcı Murat Apay'ın sesi onun kendi sesidir; ama bu sayfalardaki cümleler kurmacadır ve ona ait gerçek görüşler olarak okunmamalıdır. Onun özel hayatına dair hiçbir ayrıntı uydurulmamıştır. Ev sahibi "defter"i açtığında okunan sözler belgelenmiştir; kaynakları bölümün sonundaki Kaynak Notları'nda verilmiştir. Defter kapalıyken konuşan herkes — yazarlar dâhil — kurmacadır.

SES

Bu salonun en gürültülü ânı, kimsenin konuşmadığı andır.

Gece yarısına doğru, koridorun ucunda bir kapı kapandı. Kapı çarpmadı; çarpan bir kapı değildi o. Yine de ses bütün salonda duyuldu ve konuşan herkes sustu. Bir uşak elindeki tepsiden bir bardak düşürecekti, tuttu.

— Ne oldu? diye sordu biri.

— Hiçbir şey, dedim. Bir kadın evinden çıktı.

Ses, yüz yıldır bitmeyen bir sesti. 1879'da bir tiyatro sahnesinde yazılmıştı ve o günden beri her gece bir yerde tekrar ediyordu. Bir kadının çıkıp gitmesi, bir kapının kapanması; tiyatro tarihinde o kadar çok tekrarlanmış ki insanlar ona bir isim takmış: dünyayı sarsan kapı sesi.

Ben o sesi bu gece salona getirdim. Getirmek için de bir şey yaptım: duvara bir takvim astım. 1879. Yerde de bir mürekkep hokkası duruyordu, kırık; içindeki mürekkep halının üstüne yayılmış, kurumuş, siyah bir göl gibi.

— Bu hokka neden kırık? dedi garson.

— Çünkü bu gece bir metin yazılacak, dedim. Ve metinler bazen masada değil, yerde bitiyor.

Bir düşünün: yüz yıldan uzun süredir, dünyanın her yerinde, bir kadın her gece evinden çıkıyor. Bunu bilmeyen bir tek kişi yok; ama o kadının adını bilenlerin sayısı, o sesi duyanların sayısından az. Bir ses, bir addan daha uzağa gidiyor. Bu gece bunun neden böyle olduğunu konuşacağız.

GELEN KADIN

Nora Helmer salona seyahat giysileriyle girdi. Şapkası elinde, paltosu ilikli, ayağında dışarısı için giyilmiş botlar. Bir yere gidiyormuş gibi değil; bir yerden yeni çıkmış gibi.

— Kapıyı ben çarptım, dedi. Neden hâlâ duyuluyor?

— Çünkü, dedim, o ses benden önce de vardı, benden sonra da olacak. Bu salonda her konuk bir sesle gelir. Sizinki bir replik değil.

Nora gülümsedi; gülümsemesi, uzun süre aynada prova edilmiş bir şeye benziyordu.

— Biliyor musunuz, dedi, o gece ben ne kadar konuştuysam, hatırlanan tek şey o sesin çıkışı oldu. Ben sustuğumda bile o ses konuşmaya devam etti.

Elimde olmayan bir şeyi ona vermek istedim: son sözü. Verdiklerim içinde en yanlış olanı o olurdu. Bu salonda son söz diye bir şey yok; yalnızca son ses var.

— Bu gece, dedim, sonunuzu konuşacağız. Sonunuzu kimin yazdığını.

— Ben yazmadım, dedi.

— Biliyorum, dedim. Sorun da bu.

MASADAKİ ADAM

Salonun öbür ucunda bir adam oturuyordu. Yaşlı değildi ama yüzü, uzun süre aynı noktaya bakmış bir yüz gibiydi. Önünde kâğıtlar, elinde kalem, kalemi mürekkebe daldırmıyordu; çünkü hokka kırıktı. Yerdeki mürekkep gölünden alıyordu mürekkebi. Eğiliyor, uçunu dokunduruyor, doğruluyor, yazıyordu.

— Henrik Ibsen, dedim. Bu gece masanızı buraya kurduk. Rahatsız olmayın; sizinle konuşacak biri var.

Ibsen başını kaldırdı, Nora'ya baktı; sonra tekrar kâğıda eğildi. Yüzünde şaşkınlık yoktu. Bir yazarın kendi yarattığı kişiye bakarken takındığı o tuhaf ifade vardı: bir marangozun kendi yaptığı kapıyı başka bir evde görmesi gibi.

— Oturun, dedim. Bu akşam bir dava var. Ve davacı, kadın.

Nora oturdu. Ibsen oturmadı.

BİR SAHNENİN SONU KİMİN?

— Sonumu, dedi Nora, bir replikle yazabilirdiniz. Oturup konuşabilirdim. Kocamla, kendimle, çocuklarımla. Bunun yerine bir sahne talimatı yazdınız: kapı kapanır. Benim bütün kararım, sizin parantezinizin içine girdi.

— Bir replik, dedi Ibsen, tartışılabilir. Bir ses tartışılamaz.

— Yani sustuğum için değil, sustuğum şey duyulduğu için güçlüydü.

— Evet.

Nora başını salladı. Öfkeli değildi. Daha kötüsüydü: hak veriyordu ve bu onu memnun etmiyordu.

— Peki, dedi, o zaman size bir şey soracağım. O kapıyı çarpan ben miydim, yoksa bana çarptırdığınız el mi?

— Fark eder mi?

— Benim için eder. Çünkü bu salonda herkes kendi sesiyle gelir. Benim sesim sizin cümleniz.

Sonra kendi metnini hatırladı; sesli hatırladı. O gece kocasına, sekiz yıl boyunca bir bebek gibi yaşadığını, önce babasının, sonra onun bebeği olduğunu söylediğini anlattı. Cümle bitince elini ağzına götürdü.

— Bunu da siz yazdınız, dedi.

— Ben yazdım.

— Ben söyledim sanıyordum.

— Herkes öyle sanır, dedi Ibsen. Konuşan, kendi cümlesini söylediğini sanır. Oysa cümleyi bir başkası kurmuştur; konuşan yalnızca nefesini verir.

Sustum. Bu salonun kuralı gereği burada bilgi, konuğun ağzından çıkar; ev sahibi yalnızca defteri açar. Defteri açtım.

DEFTER I — ALMANYA, 1880

Belge. Oyun 4 Aralık 1879'da Kopenhag'da yayımlandı; ilk baskısı kısa sürede tükendi. İlk temsil 21 Aralık 1879'da Kopenhag Kraliyet Tiyatrosu'nda yapıldı. Oyun kısa sürede Almanya'ya gitti ve orada bir engel çıktı: Nora'yı oynayacak aktris, kadının çocuklarını bırakıp gitmesini sahnede oynamayı reddetti. Kaynaklarda sözü şöyle aktarılır: "Ben çocuklarımı asla bırakmam."

Belge. Bunun üzerine Ibsen ikinci bir son yazdı. O sonda perde açılır, çocuklar yataktadır; Nora onlara bakar, birkaç cümle konuşur ve perde, Nora'nın onların karşısına diz çökmesiyle kapanır. Yani kadın gitmez.

Belge. Ibsen bu sonu sonradan, 1880'deki bir mektupta, kendi ifadesiyle "barbarca bir zorbalık" diye adlandırdı.

Defteri kapattım. Nora bir süre hiçbir şey söylemedi.

— Yani, dedi sonunda, benim gitmem için iki kişi gerekti: onu yazan adam ve onu oynamayı reddeden kadın.

— Öyle görünüyor.

— Ve o kadının sözü, benim sözümden daha çok işe yaradı.

ÇARPIŞMA

Nora ayağa kalktı. Salondaki herkes onun botlarının sesini duydu ve bu sefer kimse başını çevirmedi.

— Ben sekiz yıl bir evde yaşadım, dedi. Üç çocuk büyüttüm. O evden çıkmam, çocuklarımı sevmediğim için değildi; onları o evde büyütmenin, kendisi olmayan bir anneyi büyütmek olduğunu düşündüğüm içindi. Bir aktris çıktı, "ben çocuklarımı asla bırakmam" dedi ve bu söz bir ülkenin ahlâkı oldu. Ben o sözü söylemedim mi sanıyorlar? Ben o sözle sekiz yıl yaşadım. Her sabah.

— Ve bir şey daha var, dedi Nora. O ikinci son, her yerde oynanmak için değil, "acil durumlar" için yazılmış. Ben bir acil durum muyum?

— O gün öyleydiniz.

— Ben her gün bir acil durumdum, dedi. Ama bunu yalnızca ben biliyordum.

— Onu suçlamayın, dedi Ibsen. Ona da bu oyunu oynatacaklardı.

— Suçlamıyorum, dedi Nora. Ama şunu soruyorum: benim sonumu değiştiren şey, bir annenin vicdanı mıydı, yoksa o ülkede bir oyunun satması için gereken şey miydi?

— İkisi aynı şey, dedi Ibsen.

Ve o an, bu salonda bir metnin nasıl hayatta kaldığını anlatan en soğuk cümle söylenmiş oldu.

Defteri ikinci ve son kez açtım.

DEFTER II — BİR İSİM

Belge. Nora Helmer'in gerçek bir kadından alındığı, Ibsen araştırmalarında yerleşik bir bilgidir: Norveçli-Danimarkalı yazar Laura Kieler (1849–1932). Kieler 1873'te Victor Kieler ile evlendi. Kocası vereme yakalanınca, doktorların önerdiği güney yolculuğunu karşılamak için gizlice borç aldı; borcun ağırlaşması üzerine, kaynaklara göre bir çekte sahtecilik yaptı.

Belge. Kocası durumu öğrendiğinde boşanma istedi, çocukların velayetini aldı ve Kieler'i bir akıl hastanesine yatırttı. Kieler bir ay sonra taburcu edildi; kocası onu iki yıl sonra geri aldı, ama bu iki yıl boyunca çocuklarını görmesine izin verilmedi.

Belge. Kieler daha sonra sahtecilik yaptığını inkâr etti ve Ibsen'den bunu açıkça söylemesini istedi; Ibsen bunu yapmadı. 1891'de Ibsen'i son kez ziyaret ederek onu kendi hayatını oyunda kullanmakla suçladı. Yıllar sonra, seksen yaşındayken bile aynı şeyi söylüyordu: "Ben Nora değilim."

Belge. Ibsen'in oyun için tuttuğu notlarda şu cümle vardır: "İki tür manevi yasa vardır, iki tür vicdan: biri erkek için, öteki kadın için büsbütün başka."

Defteri kapattım. Nora'ya baktım. Yüzü değişmemişti ama elleri değişmişti; parmakları şapkasının kenarını bulmuş, orada duruyordu.

— Bir adı var, dedi.

— Var.

— Bana hiç söylenmedi.

— Hayır.

— O da kapıyı çarptı mı?

— Hayır, dedim. O kapıyı çarpmadı. O, kapının arkasında kaldı.

MODEL VE PORTR

Ibsen ilk kez kalemi bıraktı.

— Modeller, dedi, başlangıç noktalarıdır. Heykeltıraşın da modeli vardır; ama modelle portre arasında büyük bir fark vardır. Ben bir kadının hayatını almadım; ondan bir soru aldım.

— Hangi soru? dedi Nora.

— Şu: Bir kadın, kendi evinde kendisi olamıyorsa, o evde kalması bir ahlâk mıdır, bir alışkanlık mıdır?

Nora uzun süre sustu. Sonra:

— Güzel bir soru, dedi. Ama o kadına sordunuz mu?

— Hayır.

— Siz sordunuz, ben cevapladım. O cevap vermedi. Cevaplarımın hepsi sizin oldu; onun hiçbiri.

Ibsen cevap vermedi. Kâğıdına baktı; kâğıtta bir cümle vardı ve cümle bitmemişti. Yerdeki mürekkep gölüne baktı. Sonra kalemi tekrar eline aldı.

— Bu gece, dedi, bana bir şey öğrettiniz.

— Ne?

— Kırık bir hokkanın, dolu bir hokkadan daha çok mürekkep verdiğini.

Bu, bir özür değildi. Ama bir yazarın ağzından çıkabilecek en yakın şeydi ve Nora bunu anladı.

İKİ KAPI

Gece bitmeden Nora'ya bir şey teklif ettim.

— Sonunuzu yeniden oynayabiliriz, dedim. Salonda istediğiniz kadar kapı var. Hangisini istiyorsanız.

Nora koridora gitti. Kapıyı açtı. Bir an durdu; salonun bütün ışığı o aralıktan geçti.

Sonra kapıyı çarpmadı.

Kapıyı ardına kadar açık bıraktı ve aralığa, yerdeki kırık hokkayı koydu; kapı, hokkanın üstünde durdu, kapanmadı.

— Neden? diye sordum.

— Çünkü, dedi, sesi duyurmak için çarpmak gerekmiyor. Açık bırakmak da duyuluyor.

Koridorda yürüdü. Botlarının sesi uzaklaştı, sonra kesildi. Salonda kimse konuşmadı. Herkes kapıya bakıyordu.

Ibsen yazmaya devam etti. Kâğıdın üstünde yeni bir cümle vardı; okumadım.

SORU

Kapıyı çarpan bir kadının sesini yüz yıl boyunca dinledik. Peki o sesi yazan adamın adını neden biliyoruz da, kendi hayatı o kapının arkasında kalan kadının adını ancak bir dipnotta öğreniyoruz?

Bu gece bir sonun sahibi yoktu. Bir sesin sahibi vardı, bir de o sesi çıkaran elin sahibi. Ama kapının arkasında kalan biri daha vardı ve o kişi hiç konuşmadı.

Bir sonu değiştiren şey nedir: yazarın kalemi mi, piyasanın sesi mi, yoksa o sırada kimsenin adını sormadığı biri mi?

Zaman Tüneli · yazar
Sıradaki sahneİki Kadın →İki kadın, iki roman, iki ahlâk: aynı hikâyeyi biri namus, öteki günah diye okuyor. Aralarında bir ayna var ve aynada ikisi de görünmüyor. (Yayında.)Bütün sahneler: Zaman Tüneli
Kaynak Notları — bu bölümün belgeleri

1. Yayım ve ilk temsil. Olgu: Et dukkehjem (Bir Bebek Evi) 4 Aralık 1879'da Kopenhag'da Gyldendal tarafından yayımlandı; ilk temsil 21 Aralık 1879'da Kopenhag Kraliyet Tiyatrosu'nda yapıldı. İlk baskı 8.000 civarındaydı ve kısa sürede tükendi. Kaynak: Ibsen yazmalarının dijital baskısı (Henrik Ibsens skrifter) künyesi; tiyatro tarihi kaynakları. ⚠️ Türkçe baskı künyesi (yayınevi, çevirmen, yıl) sahne yayına çıkmadan önce eklenecek.

2. Alman sonu ve aktrisin sözü. Olgu: Almanya'daki ilk prodüksiyon için, Nora'yı oynayacak aktrisin (Hedwig Niemann-Raabe) çocuklarını bırakan bir anneyi oynamayı reddettiği ve Ibsen'in ikinci bir son yazdığı aktarılır. Bu sonda çocuklar yatakta görünür, Nora onlara bakar ve perde onun diz çökmesiyle kapanır. Kaynak: Ibsen biyografi ve tiyatro tarihi literatürü; birden çok bağımsız kaynakta aynı biçimde aktarılır. Not: "Ben çocuklarımı asla bırakmam" sözü ikincil kaynaklarda aktarılan bir sözdür; birincil tanıklığı görülmedi. Sahnede "kaynaklarda şöyle aktarılır" diye verildi, doğrudan alıntı gibi sunulmadı. ⚠️

3. "Barbarca bir zorbalık". Olgu: Ibsen'in ikinci sonu 1880'deki bir mektupta "barbarca bir zorbalık" olarak adlandırdığı aktarılır. Kaynak: Ibsen mektupları (1880). ⚠️ Mektubun alıcısı ve tarihi, kullanılacak Türkçe baskının kaynakçasına göre kesinleştirilecek; sahne ifadeyi tırnak içinde ama kaynak belirtilerek verdi.

4. Laura Kieler — olgular. Olgu: Laura Kieler (1849–1932), Nora karakterinin gerçek hayattaki modelidir. 1873'te Victor Kieler ile evlendi; kocasının veremi üzerine gizlice borç aldı; borç baskısı altında sahtecilik yaptı; kocası boşanma istedi, velayeti aldı ve onu bir süre akıl hastanesine yatırttı; taburcu edildikten sonra kocası onu iki yıl sonra geri aldı, ancak bu süre boyunca çocuklarını görmedi. Kaynak: Laura Kieler ve Nora Helmer maddeleri (ansiklopedik künyeler); Ibsen biyografileri. Not: Sahne, Kieler'in hayatını süslemeden aktarır; hiçbir isnat eklenmemiştir.

5. Tartışmalı nokta: sahtecilik iddiası. Olgu: Ibsen'in Kieler'in bir çekte sahtecilik yaptığı yönündeki anlatımı, Kieler'in kendi beyanıyla çelişir: Kieler sahtecilik yaptığını inkâr etmiş ve Ibsen'den bunu açıkça söylemesini istemiş, Ibsen bunu yapmamıştır. Not: Sahne bu çelişkiyi karara bağlamaz; "kaynaklara göre" ifadesiyle verir. Bu, bölümün açıkça tartışmalı tek olgusudur.

6. "Ben Nora değilim". Olgu: Kieler'in yıllar boyunca, seksenli yaşlarında bile, Ibsen'in kendisini anlatmadığını söylediği aktarılır; 1891'de Ibsen'i bu konuda son kez ziyaret ettiği belirtilir. Kaynak: Kieler üzerine akademik değerlendirmeler ve Ibsen biyografileri. Not: Söz, aktarılan bir beyandır; birincil metni görülmediği için sahnede tırnak içinde ve "aynı şeyi söylüyordu" biçiminde, aktarım olarak verildi. ⚠️

7. Ibsen'in çalışma notları. Olgu: Ibsen'in oyun için tuttuğu notlarda "iki tür manevi yasa, iki tür vicdan: biri erkek için, öteki kadın için büsbütün başka" anlamında bir cümle bulunur. Kaynak: Ibsen'in çalışma notları; akademik aktarımlar. Not: Sahnede Türkçe çeviriyle verildi; özgün dildeki tam ifade ve not tarihi ⚠️ doğrulanacak.

8. "Model ile portre arasındaki fark". Olgu: Ibsen'in, modellerin başlangıç noktası olduğunu ve modelle portre arasında büyük fark bulunduğunu söylediği aktarılır. Kaynak: Ibsen üzerine akademik çalışmalar. ⚠️ Birincil kaynağı (mektup/konuşma) sahne yayına çıkmadan önce netleştirilecek; bu yüzden sahnede kısa ve dolaylı verildi.

9. Kapının sesi. Olgu: Oyunun kapanışındaki kapı sesi, tiyatro tarihinde en çok anılan sahne sonlarından biri olarak tanımlanır; İngilizcede "dünyanın duyduğu kapı sesi" diye anılır. Not: Bu, bir yorum değil, yaygın bir nitelemedir; sahne bunu olgu olarak değil, anlatıcının sözü olarak kullandı.

10. Sahnenin tamamı. Mekân, kırık hokka, 1879 takvimi, Ibsen'in salonda masa başında bulunması, Nora ile konuşması, "açık bırakılan kapı" ve bütün replikler kurmacadır. Ibsen ile Nora'nın karşılaşması hiç yaşanmamıştır; Ibsen 1906'da ölmüştür ve Nora bir kurmaca kişidir. Bu sahnedeki hiçbir cümle gerçek bir kişinin sözü olarak okunmamalıdır. Laura Kieler sahneye alınmamış, adı anılmıştır: hayatı hakkında kurmaca bir replik yazılmamıştır.

11. Yedinci sahneye ve dokuzuncu sahneye bağ. Yedinci sahnedeki "yüz kimin?" sorusu burada "son kimin?" sorusuna dönüşür. Dokuzuncu sahnede iki kadın (Bihter ve Emma) ahlâk rejimlerini karşılaştıracaktır; bu sahne o karşılaştırmaya "kimin ahlâkı, kimin sonu" sorusunu bırakır. Bu bağlar kurmacadır.

12. Garson ve uşak. Kurmaca kişilerdir; gerçek bir kişiye gönderme yapmazlar.

13. Nora'nın kendi metninden aktarılan cümle. Olgu: Oyunun son perdesinde Nora, sekiz yıl boyunca önce babasının, sonra kocasının "bebeği" olarak yaşadığını söyler. Kaynak: Ibsen, Et dukkehjem (1879), üçüncü perde. Oyun kamu malıdır. Not: Sahnede doğrudan alıntı yapılmadı; Nora'nın kendi sözü dolaylı anlatımla verildi. Bölüm yayına çıkmadan önce kullanılacak Türkçe çeviri (yayınevi, çevirmen, yıl, sayfa) belirlenecek; o zaman en fazla bir cümle doğrudan alıntılanabilir. ⚠️

14. "Acil durumlar için" kaydı. Olgu: İkinci sonun, oyunun oynanacağı yerlerde yalnızca zorunlu hâllerde kullanılmak üzere yazıldığı aktarılır. Kaynak: Tiyatro tarihi ve edebiyat ansiklopedisi maddeleri (A Doll's House). Not: Sahnedeki "acil durum" ifadesi bu kayda dayanır; Nora'nın "ben bir acil durum muyum?" sorusu kurmacadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder