Yüzü örtülü bir resim: Dorian Gray, Emily Dickinson ve bir yüzün sahibi — Portre

ZAMAN TÜNELİ · I. CİLT · SAHNE 7/20
Portre
Yedinci Sahne — Mahkeme
Bir yüz kime aittir: taşıyana mı, çizene mi, bakanamı?
1,532 kelime · ≈ 8 dk okuma ·
Kurmaca sahneBelgeli alıntıKaynak notlu
Karanlık bir odada şövale; üstündeki büyük tuval baştan aşağı kalın bir bezle örtülü. Solda pirinç bir şamdan içinde tek mum, yerde ressam paleti ve iki fırça, sağda yere düşmüş bezin ucu; arkada duvarda resmin asılı olduğu soluk dikdörtgen iz.
Levha VII — Portre. Bez örtülü, mum yanıyor, palet yerde. Bu salonda yüz gösterilmez; bu gece yüz hakkında hüküm de verilmedi.
Okura not (yöntem). Bu bölüm bir hayalî sahnedir: buradaki karşılaşmalar ve konuşmalar yaşanmamıştır. Anlatıcı Murat Apay'ın sesi onun kendi sesidir; ama bu sayfalardaki cümleler kurmacadır ve ona ait gerçek görüşler olarak okunmamalıdır. Onun özel hayatına dair hiçbir ayrıntı uydurulmamıştır. Ev sahibi "defter"i açtığında okunan sözler belgelenmiştir; kaynakları bölümün sonundaki Kaynak Notları'nda verilmiştir. Defter kapalıyken konuşan herkes — yazarlar dâhil — kurmacadır.

ÖRTÜLÜ RESİM

Bu salonun bir kuralı var; üçüncü sahnede de söyledim: burada insanlar yüz göstermez. Perde, paravan, ışığın ayarı — hepsi yüzü saklamak için.

Bu gece kuralın bir istisnası oldu. Salona bir resim getirdim.

Bir şövale, üstünde bir tuval, tuvalin üstünde bir bez. Bezi kaldırmadım. Resmi kimse görmedi. Gece boyunca o bezin altında bir yüz durdu ve biz o yüz hakkında konuştuk.

Garson şövalenin yanına bir mum koydu. Mum, bezin üstünde sarı bir leke bıraktı; bezin altındaki tuval o lekenin içinde kaldı.

— Efendim, dedi garson, bunu neden açmıyoruz?

— Çünkü, dedim, bu gece bu resmi açmak benim işim değil.

DAVA

İki konuk geldi. Biri çok yakışıklı bir adamdı; öyle yakışıklı ki, insan ona bakarken kendi yüzünü hatırlıyordu. Adı Dorian Gray'di.

Öteki, eldivenlerini çıkarmadan oturan, gözlerini kaldırmayan bir kadındı. Adını söylediğinde salonda kimse bir şey demedi, çünkü söylediği ad bir şaire aitti ve şairler bu salonda az konuşur: Emily Dickinson.

— Bu gece bir dava açıyorum, dedim. Konu şu: örtülü resimdeki yüz kimin?

— Kimin olacak? dedi Dorian Gray. Benim.

— Değil, dedi Emily Dickinson.

Salonda hava değişti. Garson mumu biraz yana çekti; sanki ışığı da bu davaya tanık yapmak istemiyordu.

— Bu salonda dava şöyle yürür, dedim. İki tanık dinlerim. Sonra hüküm vermem. Hükmü okur verir.

BİRİNCİ TANIK: RESMİNİ TAŞIYAN ADAM

— Anlatın, dedim.

Dorian Gray ellerini masaya koydu ve kendi hikâyesini anlattı. Bir ressam onu resmetmiş. Resim bitince resimdeki adam yaşlanmaya başlamış; resimdeki adam değil, kendisi. Yıllar geçtikçe tuval onun yerine yaşlanmış, onun yerine çirkinleşmiş, onun yerine suç işlemiş gibi görünmüş. Kendisi aynı yüzle dolaşmış.

— Yani, dedim, resim sizin yerinize kötüleşti.

— Resim benim yerime doğru oldu, dedi. Ben yalan söylüyordum; o söylemiyordu.

Nuray Hanım elini kaldırdı:

— Resme baktığınızda ne görüyordunuz?

— Kendimi, dedi. Ama kendimi görmek, aynaya bakmak değil. Aynaya bakınca yüzümü görürsünüz. O tuvale bakınca yaptıklarımı görüyordum.

— Peki sonunda ne oldu? diye sordum.

Dorian Gray bir süre sustu. Sonra çok sakin bir sesle, bu gecenin en soğuk cümlesini söyledi:

— Sonunda tuvali bıçakladım, dedi. Ve ölen ben oldum. Hizmetçiler girdiğinde yerde yaşlı, çirkin, ölü bir adam buldular. Duvarda ise resim vardı: genç, güzel, hiç dokunulmamış.

Salonda kimse konuşmadı. Garson bir bardak daha koydu; kimse içmedi.

Sonra ben bir şey sordum; bu gecenin en gereksiz, en kaçınılmaz sorusuydu:

— Sizi resmeden adam, sizi sevdi mi?

Dorian Gray gözlerini kaldırdı.

— Sevdi, dedi. Ama beni değil.

— Neyi sevdi?

— Bende gördüğü şeyi, dedi. Sonra o şeyi tuvale koydu. O gün, kaybettiğim şeyin adı neydi bilmiyorum; ama bir şey kaybettim. Yüzümü verirken bir şey verdim ve o şey geri gelmedi.

— Peki ona ne yaptınız?

Uzun bir sessizlik oldu. Dorian Gray, bir insanın kendi yaptığını ilk kez duyuyormuş gibi konuştu:

— Onu öldürdüm, dedi. Bana o resmi gösterdiği için öldürdüm. Bana kendimi gösteren herkesi öldürdüm.

Emily Dickinson bu cümleyi duyunca ilk kez başını kaldırdı ve ona baktı. Sonra çok yavaş konuştu:

— Sizi seven adamı öldürdünüz, dedi. Beni seven olmadı; bu yüzden öldürecek kimsem de olmadı.

DEFTER: RESMİN KİTABI

Defteri açtım.

Bu adamı yazan kişi Oscar Wilde. Kitap 1890'da bir dergide yayımlandı; ertesi yıl genişletilmiş hâliyle kitap olarak çıktı. O baskıya, bugün edebiyat tarihinin en ünlü savunmalarından biri sayılan kısa bir önsöz eklendi.

Önsözde şu cümleler var; ikisini okuyorum:

"Sanatı ortaya çıkarmak, sanatçıyı saklamak sanatın amacıdır."

Ve: "Sanatın gerçekten yansıttığı şey hayat değil, bakan kişidir."

Defterde bir de yazarın kendisiyle ilgili bir sözü var. Wilde, bir mektubunda kitabın üç kişisini kendisiyle karşılaştırmış: ressam, "ben olduğumu sandığım adam"; lord, "dünyanın beni sandığı adam"; Dorian ise "olmak istediğim adam" — başka çağlarda, belki.

Defteri kapattım.

— Yani, dedim, bu kitap bir yüz hakkında değil. Bir yüzün kime ait olduğu hakkında.

— Benim, dedi Dorian Gray.

— Değil, dedi Emily Dickinson. Yine.

İKİNCİ TANIK: YÜZÜ KESİNLEŞMEYEN KADIN

— Siz neden itiraz ediyorsunuz? diye sordum.

— Çünkü, dedi, benim yüzüm hakkında karar verilmedi. Ve karar verilmemesi, bir yüzün başına gelebilecek en tuhaf şey.

Salona baktı; gözlerini kaldırmadı, başını kaldırdı yalnızca.

— Ben hayatım boyunca görünmemeyi seçtim, dedi. Şiirlerimi yayımlamadım; kutulara koydum, çekme- celere bıraktım, başkalarına bıraktım. Bir şiirimde kendime "hiç kimse" diyorum. Bu bir alçak gönüllülük değil; bir seçim. Görünmemek, bana kalan tek özgürlüktü.

— Peki resimleriniz?

— Bir tane kesin fotoğrafım var, dedi. On altı yaşımdayken çekilmiş; tek bir gün, tek bir makine, tek bir poz. Ondan sonra hayatımın geri kalanı hakkında kimsenin elinde kanıt yok. Yıllar sonra bir başka fotoğraf çıktı ortaya; iki kadın yan yana oturuyor, biri ben olabilirim. Uzmanlar baktı, ölçtü, karşılaştırdı; bir kısmı "bu o" dedi, bir kısmı "kanıtlanmadı" dedi. Hâlâ öyle.

— Sizce o siz misiniz?

Emily Dickinson bir an durdu:

— Bilmiyorum, dedi. Ve bu, benim için bir kayıp değil. Beni tanıyanlar zaten öldü. Şimdi beni tanıdığını sananlar, o fotoğrafa bakıyor.

Dorian Gray ona döndü. Sesinde bir kıskançlık vardı; bu gecenin en insanî sesiydi:

— Siz ne kadar şanslısınız, dedi. Benim yüzüm herkesin elinde. Sizin yüzünüz kimsenin elinde değil.

DEFTER: TEK FOTOĞRAF

Defteri ikinci kez açtım.

Emily Dickinson 1830'da doğdu, 1886'da öldü. Şiirlerinin büyük kısmı hayatında yayımlanmadı; ölümünden sonra bulundu. Bugün, onun olduğu kesinleşmiş tek fotoğrafı on altı yaşındayken çekilmiş bir fotoğraftır; aslı Amherst College'da saklanıyor. 2012'de bir başka fotoğrafın — 1859 civarında çekildiği düşünülen, iki kadını gösteren bir fotoğrafın — onu gösterebileceği önerildi; yüz hatları karşılaştırıldı, giysi kumaşları incelendi; ama bu öneri kesinleşmedi.

Ve bir şey daha: aynı arşivde, o tek kesin fotoğrafın yanında, onun saçından bir tutam da saklanıyor.

Defteri kapattım.

— Saç teli kesin, dedim. Yüz değil.

— Evet, dedi Emily Dickinson. Bu dünyada benden kesin olarak kalan şey bir saç teli. Bir yüz hakkında konuşurken, elimizde bir tel olması tuhaf değil mi?

— Tuhaf, dedim. Ama dürüst.

ÇAPRAZ SORGU

Salonda iki tanık vardı ve ikisi de bir yüzün sahibi olmak istiyordu. Birbirlerine soru sormalarına izin verdim.

Dorian Gray sordu:

— Sizin yüzünüzü kimse görmemiş. O zaman şiirlerinizi kim yazdı?

Emily Dickinson cevap verdi:

— Görünmeyen birinin yazdığını düşünmek, insanlara zor geliyor. Ama tam tersi doğru: yüzü görünmeyen yazar, sesi en çok duyulan yazardır. Sizin yüzünüz herkesin elinde olduğu için, yaptıklarınızı gizleyebiliyordunuz. Benim yüzüm kimsenin elinde olmadığı için, yazdıklarımı gizleyemiyordum.

Şimdi o sordu:

— Siz kendi resminizi bıçakladınız. Neden?

— Çünkü, dedi Dorian Gray, resim benden daha doğruydu. Ve insan, kendisinden daha doğru olan bir şeye uzun süre dayanamaz.

— Ben de, dedi Emily Dickinson, kendimden daha doğru bir şey bıraktım: şiirler. Ama onları bıçaklamadım; kutulara koydum.

Salonda bir an sessizlik oldu. Sonra garson, bu gecenin en pratik sorusunu sordu:

— Efendim, dedi, o zaman bu bezin altındaki resim kime ait?

HÜKÜM YOK

Şövalenin önünde durdum. Bezin kenarını tuttum. Salondaki herkes bana bakıyordu; Dorian Gray nefesini tutmuştu, Emily Dickinson başını kaldırmıştı, Nuray Hanım kalemini bırakmıştı.

Bezi kaldırmadım.

— Bu resim, dedim, ne onun, ne onun. Bu resim bakanın. Çünkü bir portre, resmedilen kişinin değil, ona bakan kişinin kendisi hakkında öğrendiği şeydir. Önsözdeki cümle bu: sanatın yansıttığı şey hayat değil, bakan kişidir.

— O zaman, dedi Dorian Gray, benim resmim hiç benim olmadı.

— Sizin resminiz sizin aynanızdı, dedim. Ama aynayı kırdığınızda ölen siz oldunuz. Çünkü ayna sizin mülkünüz değildi; sizin tanığınızdı. Tanığınızı öldürünce, kendinizi de sildiniz.

Emily Dickinson başını salladı. Sonra, çok alçak sesle:

— Ben tanığı olmayan bir insanım, dedi. Yüzümü kimse doğrulamıyor. Ama şiirlerim doğruluyor. Demek ki bir insanın tanığı, yüzü değil; bıraktığı söz.

Mumu söndürmeden önce bezin üstüne baktım. Bez, resmin üstünde örtülü duruyordu; altında ne olduğunu bilmiyordum — çünkü bu salonda resmi ben boyamadım. Resim oraya başka birinin elinden geldi.

SORU

— Size bir soru soracağım, dedim. Cevap vermek zorunda değilsiniz.

— Sor, dediler; ikisi aynı anda.

— Bir yüz kime aittir: taşıyana mı, çizene mi, bakanamı?

Dorian Gray hiç düşünmeden cevap verdi:

— Taşıyana. Ben o yüzle yaşadım.

Emily Dickinson düşündü. Sonra dedi ki:

— Ben taşımadım, dedi. Ben o yüzü taşımak yerine, yüzüm olmadan yaşamayı seçtim. Size şunu söyleyeyim: bir yüz, sahibinin değildir. Bir yüz, onu hatırlayanın olur. Beni hatırlayan kalmadığında, yüzüm de kimsenin olmayacak. O gün, geriye yalnızca söz kalacak.

KAPANIŞ

Konuklar gitti. Şövale salonda kaldı; bez örtülü.

Nuray Hanım en son çıktı. Kapıda durdu ve sordu:

— Bezi hiç kaldırmayacak mıyız?

— Siz kaldırabilirsiniz, dedim. Ben kaldırmam. Bu salon bir şeyi göstermek için değil, bir şeyi sormak için var.

— Ya altında hiçbir şey yoksa?

— O zaman, dedim, bu gece tam olarak doğru bir şey yaptık. Çünkü bu gece bir yüzün sahibini aramadık; bir yüzün sahibi olup olamayacağını sorduk.

Kapı kapandı. Mumu söndürdüm. Bezin altındaki tuval, karanlıkta, benim onu hiç görmemiş olmamı bekledi.

Bu geceyi size bırakıyorum. Bir adam resminin yerine yaşlandı; bir kadının yüzü dört yüz yıl sonra bile tartışılıyor. Birinde resim fazla gerçekti, ötekinde fotoğraf yetmedi.
Bir yüz kime aittir: taşıyana mı, çizene mi, bakanamı?

(Sahne sonu. Sonraki bölüm: "Kapıyı Çarpan".)

Zaman Tüneli · yazar
Sıradaki sahneKapıyı ÇarpanBir konuk salona girer, hiçbir şey söylemez, kapıyı çarpar ve gider; geride yalnızca bir cümle kalır.Bütün sahneler: Zaman Tüneli
Kaynak Notları — bu bölümün belgeleri

1. Kitap ve yayım bilgisi. Olgu: Oscar Wilde'ın Dorian Gray'in Portresi ilk kez 1890'da Lippincott's Monthly Magazine'de yayımlandı; genişletilmiş hâli 1891'de kitap olarak çıktı ve ünlü kısa önsöz bu baskıya eklendi. Kaynak: Romanın yaygın baskı künyeleri. ⚠️ Kullanılacak Türkçe baskı (çevirmen, yayınevi, yıl) yazımdan önce belirlenecek.

2. Önsözden iki cümle. Olgu: Önsözde yer alan "Sanatı ortaya çıkarmak, sanatçıyı saklamak sanatın amacıdır" ve "Sanatın gerçekten yansıttığı şey hayat değil, bakan kişidir" anlamındaki cümleler sahnede kısa alıntı olarak verildi. Önsözün son cümlesi ise ünlüdür: "Bütün sanat tamamen faydasızdır." Kaynak: 1891 baskısının önsözü. ⚠️ Alıntıların hangi çeviriden alındığı ve sayfa numarası yazımdan önce belirtilecek; alıntılar tek cümleyi aşmayacak.

3. Wilde'ın üç kişi hakkındaki sözü. Olgu: Wilde, kitabın üç erkek kişisini kendisiyle ilişkilendirdiği bir açıklama yapmıştır: ressam Basil Hallward "olduğunu sandığı", Lord Henry "dünyanın onu sandığı", Dorian ise "olmak istediği" kişidir. Kaynak: Wilde'ın mektupları. ⚠️ Mektubun tarihi ve alıcısı yazımdan önce doğrulanacak; sahnede dolaylı aktarıldı.

4. Romanın olay örgüsü. Olgu: Resim, Dorian yaşlandıkça onun yerine yaşlanır ve çirkinleşir; Dorian sonunda portreyi bıçaklar, kendisi ölür, portre ilk günkü hâline döner. Not: Sahnedeki anlatım bu olay örgüsüne bağlıdır; Dorian'ın ağzından söylenen değerlendirmeler kurmacadır.

5. Emily Dickinson'ın tek kesin fotoğrafı. Olgu: Dickinson 1830–1886. Bugün onun olduğu kesinleşmiş tek fotoğraf, yaklaşık 1846 sonu–1847 başında, on altı yaşlarındayken çekilmiş bir fotoğraftır; orijinali Amherst College arşivindedir. Aynı arşivde Dickinson'a ait bir saç tutamı da bulunur. Kaynak: Amherst College Archives & Special Collections künyeleri.

6. 1859 tarihli tartışmalı fotoğraf. Olgu: 2012'de Amherst College, 1859 civarında çekildiği düşünülen ve iki kadını gösteren bir fotoğrafın Dickinson ile arkadaşı Kate Scott Turner'ı gösterdiğini önerdi; yüz hatları ve giysi kumaşı üzerinden karşılaştırmalar yapıldı. Bu öneri kesinleşmemiştir. Not: Sahne bu belirsizliği olduğu gibi kullanır; "kanıtlandı" denmedi.

7. "Hiç kimse" şiiri. Not: Emily Dickinson'ın "I'm nobody! Who are you?" şiirine sahne gönderme yapar; alıntı yapılmadı, dolaylı anıldı. Şiir kamu malıdır; alıntı yapılacaksa kısa tutulacak ve çevirmen belirtilecek. ⚠️

8. Emily Dickinson'ın hayatı ve yayımı. Olgu: Şiirlerinin büyük bölümü hayatında yayımlanmadı; ölümünden sonra bulundu ve yayımlandı. Sahnedeki "kutulara koydum" ifadesi bu olguya dayanır.

9. Portre, şövale, bez, mum, dava düzeni ve hüküm verilmemesi. Tamamen kurmacadır. Sahnedeki iki kişinin karşılaşması hiç yaşanmamıştır; aralarında bir yüzyıl vardır ve ikisi de bu salonda birbirini tanımaz.

10. Üçüncü sahneye ve beşinci sahneye bağ. "Bu salonda yüz gösterilmez" kuralı üçüncü sahnedeki paravan düzeneğine; "hiç kimse" vurgusu beşinci sahnedeki Adsız temasına bağlanır. Bu bağlar kurmacadır.

11. Nuray Hanım ve garson. Kurmaca kişilerdir; gerçek bir kişiye gönderme yapmazlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder