Adı olmayan konuk: K., Enheduanna ve boş bırakılan bir kart — Adsız

ZAMAN TÜNELİ · I. CİLT · SAHNE 5/20
Adsız
Beşinci Sahne — Tanıklık
Adı olmayan birini anlatmanın en dürüst yolu, ona bir ad vermek mi — yoksa o boşluğu boş bırakmak mı?
1,853 kelime · ≈ 9 dk okuma ·
Kurmaca sahneBelgeli alıntıKaynak notlu
Karanlık bir yazı masası: pirinç köşebentli ahşap bir kutu, içinde yaprak gibi dikilmiş boş kartlar; masada üzerinde çelik kalem duran boş bir kart, yanında yazısız bir kil levha ve kamış kalem; arkada çekilmiş boş bir sandalye, tek bir petrol lambasının ışığı.
Levha V — Adsız. Kutu dolu, kart boş, sandalye çekilmiş. Bu odada bekleyen biri var; adı yazılmadığı için görünmüyor.
Okura not (yöntem). Bu bölüm bir hayalî sahnedir: buradaki karşılaşmalar ve konuşmalar yaşanmamıştır. Anlatıcı Murat Apay'ın sesi onun kendi sesidir; ama bu sayfalardaki cümleler kurmacadır ve ona ait gerçek görüşler olarak okunmamalıdır. Onun özel hayatına dair hiçbir ayrıntı uydurulmamıştır. Ev sahibi "defter"i açtığında okunan sözler belgelenmiştir; kaynakları bölümün sonundaki Kaynak Notları'nda verilmiştir. Defter kapalıyken konuşan herkes — yazarlar dâhil — kurmacadır.

BOŞ KART

Geçen sahneden bir kâğıt kaldı: tepsinin altına konmuş, katlanmamış, mumsuz, boş bir davetiye. Yirminci kart. Kimsenin adı yazmıyor.

Bu gece onu masanın ortasına koydum. Kutuyu da açık bıraktım. Salona gelen herkes kartı gördü; hiçbiri dokunmadı. Boş bir kâğıda dokunmak, birinin yerini almak gibi bir şey.

Gece yarısına doğru kapı açıldı ve içeri bir adam girdi. Yaşını söylemek zor; yorgun görünüyordu, ama yorgunluğu bedeninde değil, sabrındaydı. Şapkasını çıkarmadı, çünkü şapka onun elinde bir eşya değildi; bir yerden gelmiş olmanın kanıtıydı.

Doğruca masaya yürüdü. Boş kartı gördü. Sonra bana baktı ve şunu söyledi:

— Beni yazın.

KAYIT

— Buyurun, dedim. Oturun.

— Yazın, dedi. Sonra oturacağım.

— Adınızı söyleyin, dedim. Kartı doldurayım.

— K., dedi.

Bekledim. Bir şey daha söyleyeceğini sandım; söylemedi. Aradan geçen zamanda garson bir bardak koydu, ben kalemi elime aldım, salondaki herkes sustu ve o adam, hayatında kaç kez aynı şeyi yapmışsa, aynı şeyi yaptı: bekledi.

— Sadece K. mi? dedim.

— Evet.

— Bu bir ad değil.

— Biliyorum, dedi. Bir adın girebileceği bir yer. Ben oraya giremedim.

Kalemi bıraktım. Adama baktım ve ne gördüğümü söylemek istiyorum, çünkü bu salonda kimseyi tanımlamadan geçmem doğru olmaz: yüzünde bir talep vardı, ama talebin kendisinden çok, talebin eskimişliği. Yıllardır aynı şeyi isteyen birinin yüzü.

— Nereye kaydolmak istiyorsunuz? diye sordum.

— Bir yere, dedi. Herhangi bir yere. Sizin bir kutunuz var; kâğıtlarınız var; isimler yazıyorsunuz. Bu gece buna şahit oldum. Ben de o kâğıtlardan birinde olmak istiyorum.

— Neden?

— Çünkü, dedi, kaydedilmeyen bir insanın başına ne geldiğini biliyorum. Kaydedilmeyen insan, kendi hayatının kanıtı olarak kendisini göstermek zorunda kalır. Bunu bir ömür yaptım. Yorgunum.

Nuray Hanım, bu sahnenin başında sessizce oturuyordu; dayanamadı:

— Peki buna kim karar veriyor? dedi. Sizi kaydetmeyen kimdi?

— Bir kurum, dedi K. Sonra düzeltti: — Bir kurum değil. Bir sistem. Onu da düzelteyim: bir sistem değil. Bir alışkanlık.

DEFTER: TEK BİR HARF

Defteri açtım.

Bu adamı yazan adamın adı Franz Kafka. Kitaplarından birinde baş kişi bir araştırmacıdır — bir ölçüm memuru — ve adı yalnızca bir harfle verilir: K. Bir başkasında baş kişinin adı Josef K.'dir; soyadı yine tek harf.

Yani bu adamın yazarı, ona bir harf verdi ve o harfin içini boş bıraktı. Dünya o boşluğu bin bir şeyle doldurdu: bir meslek, bir suç, bir dava, bir kale, bir bürokrasi. Ama harfin içinde hiçbir zaman bir isim olmadı.

Bir ayrıntı daha var, tuhaf ve güzel: yazarın kendi adı da bir kuşun adıdır. Çekçede "kavka" saksağan benzeri bir kuş demektir; o da bu adı işinin amblemine koymuş. Yani adamın adı bir kuş, kahramanın adı bir harf.

Defterde bir de şu yazıyor: yayıncısına yazdığı bir mektupta, o ünlü böceğin resmedilmemesini istemiş. Çünkü çizilen şey adlandırılır, adlandırılan şey sınırlanır. Bir adam, en ünlü yaratığının şeklini okuyucuya bırakmış.

Ve son satır:

— Bir vasiyet bıraktı, dedim. Ardında kalan her şeyin — defterler, el yazmaları, mektuplar — okunmadan yakılmasını istedi. Dostu yerine getirmedi. Kâğıtlar yakılmadı; basıldı. Bu adamı bugün tanıyorsak, bir dostun itaatsizliği sayesinde tanıyoruz.

Defteri kapattım.

K. hiç kıpırdamadı. Bir süre sonra şöyle dedi:

— Yani beni yazan adam, kendi adının yakılmasını istedi.

— Evet.

— Ve dostu yakmadı.

— Evet.

— Ben olsam, dedi K., yazardım.

İKİNCİ KONUK

Kapı ikinci kez açıldı. Bu kez gelen bir kadındı: başında bir örtü, göğsünde bir mühür, elinde küçük bir kil levha. Yaşı, salonun geri kalanı için bir sorun değildi; çünkü bu salonda yaş sormak ayıptır.

Masanın başına geldi, boş kartı gördü, sonra doğruldu ve adını söyledi. Bunu öyle bir sesle söyledi ki, garson elindeki tepsiyi unuttu.

— Ben Enheduanna, baş rahibe.

Söyledikten sonra ekledi:

— Bunu yazmayın, dedi. Bunu söyledim. Aradaki farkı biliyorum.

— Neden yazmayayım? diye sordum.

— Çünkü, dedi, benim yazdığım her şey bu cümleyle başlar. Ben o cümleyi kile bastım; kil kurudu, kırıldı, kopyalandı, dört bin yıl sonra birileri onu yine okudu. Sizin kâğıdınız benim çanak çömleğim kadar dayanmaz.

— Nereden geliyorsunuz?

— Ur'dan, dedi. Bir tapınaktan. Bir kralın kızıydım; bir tanrının rahibesi oldum. Rahibe olduğumda bana bir ad verdiler. O adı ben taşıdım; o ad da beni taşıdı.

— Peki öteki adınız?

— Hangisi? dedi.

Ve bu soru, bu gecenin ortasına bir taş gibi düştü.

DEFTER: ADI KAYBOLAN İLK YAZAR

Defteri ikinci kez açtım.

Bu kadın, dünya edebiyatında adı bilinen ilk yazardır. Adı bilinen — dikkat edin: adı bilinen ilk yazar. Tarihte ondan önce yazan sayısız insan vardı; hiçbirinin adı yazılmadı. Kile işlenen şey kralın buyruğu, tapınağın hesabı, tanrının övgüsüydü; yazanın adı değil.

O, adını yazdırdı. Hem de nasıl: eserinin içine değil, eserinin tam ortasına.

Defteri kapattım.

— Ve şimdi, dedim, bir şey söyleyeceğim; sizi kırmasını istemem.

— Söyle, dedi.

— Bugün sizin adınızı bildiğimiz kadarı, doğduğunuzda size verilen ad değil. O ad, bir göreve atanırken verilen bir unvanın adı; anlamı da bir unvan gibi: "baş rahibe, göğün süsü". Doğduğunuzda ne diye çağrıldığınız hiçbir yerde yazılı değil.

Salonda uzun bir sessizlik oldu.

Sonra Enheduanna başını salladı; kırgın değildi, hatta gülümsedi.

— Biliyorum, dedi. Dört bin yıldır biliyorum. Ama bir şeyi yanlış anlıyorsunuz. Siz benim adımı kaybettiğimi sanıyorsunuz. Ben bir adı kaybetmedim; bir adı kazandım. Doğduğumdaki ad, bir annenin odasında kaldı; o odada kalsa da olurdu. Bu ad ise kile geçti. Beni o kurtardı.

K. masaya doğru eğildi:

— Peki, dedi, o ad sizin miydi? Yoksa size verenin miydi?

Enheduanna ona döndü ve bu gecenin en sakin cevabını verdi:

— Bana veren, benim yerime konuşmadı, dedi. Ben o adı aldım ve onun içine kendi sesimi koydum. Arada bir fark var: biri size bir ad verir, öteki sizin adınıza konuşur.

TANIKLIK

Bu sahne bir tanıklıktı; o yüzden salondakilere tek tek sordum. Soru şuydu: ad nedir?

K. ilk konuştu:

— Ad, bir kapıdır, dedi. Ben o kapıdan giremedim. Yıllarca kapının önünde durdum; kapıyı bekledim, kapıyı zorladım, kapıyı sevdim. Sonra öğrendim ki kapı benim için açılmış, ama benim için değil — benim gibi olan herkes için. Böyle kapılarda bir sıra olur. Sıra, kayıtla işler. Kayıt, adla işler.

— Peki adınız olsaydı? diye sordum.

— O zaman, dedi, belki de bana bir borçları olurdu.

Enheduanna itiraz etti:

— Hayır, dedi. Ad, bir kapı değildir. Ad, bir mühürdür. Kapı açılır, kapanır, sahibi değişir. Mühür, bir şeyin üstüne basıldığında, o şey artık senindir — ya da senin olduğunu herkes bilir. Ben adımı bir mühür gibi kullandım; kimseye bir şey ispatlamak için değil, bir sözün benden çıktığını göstermek için.

— O sözler gerçekten sizden mi çıktı? diye sordu K.

Enheduanna bir an durdu. Sonra çok dürüst bir şey yaptı: tarihçilerin kavga ettiği şeyi kendisi söyledi.

— Bazı bilginler, dedi, tapınaklar için yazdığım ilahileri benim yazdığımdan kuşku duyuyor. "Katip yazdı, rahibenin adı kondu" diyorlar. Belki haklıdırlar. Ben şunu bilirim: o adı ben taşıdım; o sözleri ben söyledim; yazıya geçen her şeyde ince bir fark kalır. Bu salonda bir kadın var — birinci ciltte, üçüncü sahnede — kitabı dünyanın ilk romanı sayılan, adı hiç kaydedilmemiş. Ben onun tersiyim: adı kaydedilen ilk kadınım. Ama ikimizin de sözleri başkalarının elinden geçti. Yazı böyle bir şey. Hiçbir söz, sahibinin elinden çıktığı gibi kalmaz.

O sırada garson, elinde tepsiyle, hiç beklemediğim bir şey söyledi:

— Efendim, dedi, kart sayısı doğru. Ama kişi sayısı fazla.

Haklıydı. Masada yirmi kart vardı; salonda yirmi bir kişi.

KARTI DOLDURMAK

K. bana döndü:

— Peki siz beni yazacak mısınız?

— Bu geceyi yazacağım, dedim.

— Beni de mi?

— Sizi de.

— Hangi adla?

— Bilmiyorum, dedim. Belki "K." diye.

Bir süre bana baktı. Sonra başını salladı; kızgın değildi, yalnızca bir şeyi tespit etmişti.

— O zaman siz de ötekilerdensiniz, dedi. Siz de bana bir ad veriyorsunuz. Hem de en kısa olanı. En kısa ad, en az sorumluluk ister; çünkü içine kimseyi koymanız gerekmez.

Bunu not aldım, çünkü haksız değildi. Bu salonda anlatıcı olmak, herkesin adını taşımak demekti; ve ben, farkında olmadan, en kolay adı seçmiştim.

Kalemi elime aldım. Boş kart masanın ortasındaydı. Bu gece bir isim yazmam gerekiyordu ve yazacağım isim ne olursa olsun yanlış olacaktı.

— Size bir teklifim var, dedim K.'ye. Kartı sizin için doldurayım. Ama bir şartla: adınızı siz söyleyin.

— Söyleyemem, dedi. Söylesem, o ad benim olmaz; benim olmayan bir adı sizin kâğıdınıza yazmak, kendimi yanlış tanıtmak olur.

— Söylemezseniz, dedim, sizi kâğıda geçiremem.

— Biliyorum, dedi. Yıllardır biliyorum.

Enheduanna söze girdi:

— Karta bir ad yazmayın, dedi. Bir cümle yazın.

Kalemi mürekkebe batırdım ve boş kartın üstüne, bir isim yerine, o gecenin tutanağını yazdım:

"Yazılmayı istedi."

Üç kelime. Bir ad değil; bir kayıt da değil aslında. Bir tanıklık.

Kartı muma götürdüm, kapattım, kutuya koydum. Kutuda yirmi kart oldu; yirmincisinde bir isim değil, bir talep yazıyor.

K. kartın kutuya girişini izledi. Sonra, bu gecenin tek gülümsemesiyle, şunu söyledi:

— Bilir misiniz, dedi, ilk defa bir kayda geçtim ve içim rahat. Çünkü bu kayıt beni bir yere çağırmıyor. Yalnızca beni kaydediyor. Aradaki farkı ancak benim gibi biri anlar.

SORU

— Size bir soru soracağım, dedim. Cevap vermek zorunda değilsiniz.

— Sor, dedi.

— Bir insanın adı silindiğinde, geriye kalan şey onun mu olur, onu okuyanın mı?

K. cevap vermedi. Enheduanna cevap verdi:

— Onu okuyanın olur, dedi. Ama şu teselli var: okuyan, okuduğu şeyi kendi adıyla saklamaz. Bir gün bir başkasına anlatır. Benim adım da böyle yaşadı: bir katip yazdı, bir öğrenci kopyaladı, bir bilgin çevirdi, bir okur merak etti. Kimse benim adımı kendi adı yapmadı. Yapamazdı; çünkü ben onu bir mühür gibi bastım.

Sonra bana döndü:

— Sen ne dersin, dedi. Sen bir yazar mısın?

— Anlatıcıyım, dedim.

— O daha zor, dedi. Anlatıcı, herkesin adını taşır ve kendi adını en sona bırakır.

KAPANIŞ

Konuklar gitti. K. en son çıktı; kapıda durdu, şapkasını düzeltti ve bana döndü.

— Bir şey rica edeceğim, dedi.

— Söyleyin.

— Bu kitabın sonunda, dedi, bütün adların yazıldığı bir sayfa olacak mı?

— Olacak, dedim. Kaynak notları var.

— Oraya beni koymayın, dedi. Koyarsanız, yine bir harf olurum. Ama şunu yapın: o sayfada bir satır boş bırakın. Okur o boşluğa bakınca, bu gece burada adı olmayan birinin oturduğunu bilsin.

— Peki neden?

— Çünkü, dedi, adı olmayan biri de bir yere oturmuş olmalı. Yoksa bütün kayıtlar yalan olur.

Kapı kapandı. Defteri kapattım. Kutuyu kapattım.

Işığı söndürmeden önce masaya baktım: tepside bir peçete, iki davetiye ve bir de boş bir yer vardı — kart gitmişti, kutuya girmişti.

Sonradan fark ettim ki, bu gece hiçbir şey öğrenmedim; yalnızca bir şeyi gördüm. Bir isim, bir insanı çağırmak için değil, bir insanın çağrıldığını ispatlamak için yazılıyormuş.

Bu geceyi size bırakıyorum. Dünyanın ilk yazarı adıyla bilinir, ama o ad bir unvandı. Bir romanın en ünlü kahramanlarından biri tek bir harftir. İkisi de kile ve kâğıda geçti; ikisi de adlarını sonradan aldı.
Adı olmayan birini anlatmanın en dürüst yolu, ona bir ad vermek mi — yoksa o boşluğu boş bırakmak mı?

(Sahne sonu. Sonraki bölüm: "Harf".)

Zaman Tüneli · yazar
Sıradaki sahneHarfBir mektup, bir alfabe ve yerinden sökülen tek bir harf.Bütün sahneler: Zaman Tüneli
Kaynak Notları — bu bölümün belgeleri

1. K. — adı verilmeyen kahraman. Olgu: Kafka'nın Şato (Das Schloss, yazımına 1922'de başlanmış, tamamlanmamış) romanının baş kişisi bir ölçüm memurudur ve yalnızca "K." olarak anılır; Dava (Der Process) romanının baş kişisinin adı "Josef K."dir, soyadı yine tek harftir. Kaynak: Romanların yaygın künyeleri ve basılı metinleri. ⚠️ Kullanılacak Türkçe baskı (çevirmen, yayınevi, yıl) yazımdan önce belirlenecek.

2. Kefalet ve yakılma talimatı. Olgu: Kafka, eserlerini dostu ve edebî vasisi Max Brod'a bırakırken, ardında kalan defterlerin, el yazmalarının ve mektupların okunmadan yakılmasını istedi. Brod bu isteği yerine getirmedi; metinleri düzenleyip yayımladı (Dava 1925, Şato 1926). Kafka'nın cümlesinin çevirisi sahnede dolaylı verildi. Kaynak: Kafka'nın Brod'a bıraktığı notlar; yaygın baskı ve biyografi künyeleri. ⚠️ Alıntı yapılacaksa hangi baskıdan alındığı (mektupların basılı edisyonu) belirtilecek.

3. Kuş adı. Olgu: Kafka, işinde amblem olarak saksağana benzer bir kuşun (Çekçe kavka) görselini kullanmıştır; soyadıyla bu kuş adı arasındaki benzerlik yaygın olarak anılır. Not: Sahnede "adı bir kuşun adıdır" denildi; bu bir benzetme değil, kayıtlı bir ayrıntıdır.

4. Resmedilmeyen böcek. Olgu: Kafka, Dönüşüm'ün yayıncısına yazdığı bir mektupta (1915) yaratığın resmedilmemesini istemiştir. Sahnede mektup tarihi verilmedi, içeriği dolaylı aktarıldı. Kaynak: Kurt Wolff'a mektup (25 Ekim 1915) — müzayede/arşiv künyeleri. ⚠️ Tam metin ve sayfa yazımdan önce doğrulanacak.

5. Enheduanna — adı bilinen ilk yazar. Olgu: Enheduanna (yaklaşık MÖ 2285–2250), Akkad kralı Sargon'un kızı, Ur'da ay tanrısı Nanna'nın baş rahibesi. Adı bilinen en eski yazar kabul edilir; ona atfedilen üç uzun ilahiden en ünlüsü Nin-me-šara ("İnanna'nın Yüceltilmesi", 153 satır) kendi sürgününü ve İnanna'ya yakarışını anlatır. Metnin içinde kendi adını anar: "Ben Enheduanna, baş rahibe." Kaynak: Çivi yazılı tabletler; Ur kazılarında bulunan alabaster disk (üzerinde adı ve unvanı); Hallo–van Dijk (1968), Meador (2000) ve Helle çevirileri. ⚠️ Sahnede kullanılan cümle tek bir kısa alıntıdır; hangi çeviriden alındığı ve çevirmen adı yazımdan önce belirtilecek. Türkçe tam çeviri bilinmiyor.

6. Adı bir unvan olan yazar. Olgu: "Enheduanna" adı bir unvandır; anlamı yaklaşık "baş rahibe, göğün süsü" olarak verilir ve göreve atanırken verilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Doğduğunda taşıdığı ad kayıtlı değildir. Not: Sahnenin en sert olgusal dayanağı budur: adı bilinen ilk yazar, bugün bilinen adıyla doğmamıştır.

7. Yazarlık tartışması. Olgu: Bazı araştırmacılar, ona atfedilen metinlerin gerçekten onun elinden çıkıp çıkmadığını tartışır ("katipler yazdı, adı kondu" görüşü). Tarihsel kişiliğinin varlığı ise arkeolojik kanıtlarla tartışmasızdır. Not: Bu tartışma sahnede Enheduanna'nın kendi ağzından, kendi lehine yontulmadan verildi.

8. Kafka ve Enheduanna'nın bu salonda karşılaşması. Tamamen kurmacadır. İkisi hiçbir zaman karşılaşmadı; aralarında üç bin yedi yüz yıl vardır. Kafka sahnede konuşmaz; yalnızca deftere girer. Bu, "gerçek kişilerin yaşanmamış karşılaşmaları kurmaca olarak yazılır, uydurulmuş söz gerçek alıntı gibi sunulmaz" ilkesinin gereğidir.

9. "Yazılmayı istedi." Boş kartın üstüne yazılan cümle, kutu, tepsi, garson, peçete ve bu salondaki tutanak tamamen kurmacadır.

10. Üçüncü sahneye gönderme. Enheduanna'nın "adı kaydedilmemiş kadın" diye andığı kişi, üçüncü sahnedeki Murasaki Shikibu'dur; o sahnede de aynı olgu kullanılmıştı. İki sahnenin bağı kurmacadır, dayandıkları olgular ise Kaynak Notları 6 ve üçüncü sahnenin 4. maddesindedir.

11. Nuray Hanım. Kurmaca bir okurdur; gerçek bir kişiye gönderme yapmaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder